Türkiye, dünya genelinde saç ekimi denildiğinde ilk akla gelen ülkelerden biridir. İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde binlerce saç ekimi operasyonu her yıl gerçekleştirilmektedir. Ancak artan bu hacimle birlikte, başarısız saç ekimi vakaları da yıllar sonra görünür hâle gelmektedir.
Bu vakaların büyük bölümü ilk 6–12 ayda fark edilmez. Aksine, saçlar çıkar, yoğunluk fena değildir ve klinik işlemden “başarılı” diye bahseder. Fakat asıl sorunlar zamanla ortaya çıkar.
Bu yazıda, Türkiye’de saç ekiminin neden sessizce başarısız olabildiğini, hastaların bu hataları neden ancak yıllar sonra fark ettiğini ve doktorun birebir işlem yaptığı saç ekiminin neden kritik olduğunu tıbbi bakış açısıyla ele alıyoruz.
Türkiye’de saç ekimi pazarlamasında en sık kullanılan söylemlerden biri şudur:
“Sonuçlar 9–12 ayda tamamlanır.”
Bu ifade yalnızca ekilen greftlerin çıkıp çıkmadığını gösterir. Ancak şu sorulara cevap vermez:
Saç ekimi 5–10 yıl sonra nasıl görünecek?
Donör alan kalıcı olarak zarar gördü mü?
Devam eden saç dökülmesiyle sonuç uyumlu mu?
Saç çizgisi yaşlandıkça doğal kalacak mı?
Androgenetik alopesi ilerleyici bir hastalıktır. Bu nedenle saç ekimi, kısa vadeli estetik bir işlem değil, uzun vadeli tıbbi bir planlama gerektirir.
Donör alan sınırlı bir biyolojik kaynaktır. Türkiye’de yüksek hacimli kliniklerde sık görülen en büyük sorunlardan biri aşırı greft alımıdır.
İlk başta fark edilmez çünkü çevredeki saçlar boşlukları gizler. Ancak yıllar içinde:
Ense bölgesi seyrelir
Yamalar oluşur
Kısa saç kullanılamaz
İkinci bir saç ekimi mümkün olmaz
Hasta bu durumu genellikle ikinci operasyonu istediğinde öğrenir. Ve çoğu zaman geri dönüş yoktur.
Donör alan bir kez zarar gördüğünde telafisi yoktur.
Türkiye’de “genç ve düşük saç çizgisi” talebi çok yaygındır. Ancak bu çizgiler çoğu zaman yaşlanma gerçeği hesaba katılmadan tasarlanır.
Yıllar sonra ortaya çıkan problemler:
“Kask” görünümü
Alın–şakak uyumsuzluğu
Aşırı simetri
Doğal şekillendirmenin zorlaşması
Saç çizgisi başarısız olmamıştır; yaşlanmayı hesaba katmadığı için eskimiştir.
Doğru saç çizgisi, sadece bugünü değil 10–15 yıl sonrasını düşünerek planlanmalıdır.
Saçların çıkış açısı ve yönü ilk 1 yıl fark edilmez. Yoğunluk hataları gizler. Ancak zamanla:
Saçlar dik çıkar
Farklı yönlere gider
Doğal akış bozulur
“Peruk hissi” oluşur
Bu hatalar çoğunlukla işlemi doktorun değil teknisyenlerin yaptığı kliniklerde görülür.
Saç açısı estetik değil, anatomik bir konudur ve cerrahi bilgi gerektirir.
Birçok klinik yalnızca mevcut açıklıklara odaklanır. Ancak şu faktörler göz ardı edilir:
Aile tipi dökülme
Miniatürleşme
Tepe (crown) bölgesinin geleceği
Yıllar içinde ekilen alanlar sabit kalırken, çevredeki saçlar dökülür ve yapay kontrast oluşur.
Bu durum hastayı hem estetik hem psikolojik olarak zorlar.
Türkiye’de bazı klinikler:
1 yıl sonra iletişimi keser
Marka veya adres değiştirir
Uzun vadeli sorunları kabul etmez
Gerçek bir tıbbi yaklaşımda ise takip ve sorumluluk esastır.
Doktorun ismi, yüzü ve mesleki itibarı olmayan yapılarda uzun vadeli güven olmaz.
Hair mill klinikler:
Günlük çok hasta
Hız ve hacim
Pazarlama odaklı
İşlemi teknisyen yapar
Doktor merkezli klinikler:
Sınırlı hasta
Donör koruma
Cerrahi planlama
Doktor birebir işlemde
Fark fiyat değil, felsefedir.
Bazen kısmen. Ancak çoğu zaman:
Donör yetersizdir
Alan hasarlıdır
Seçenekler sınırlıdır
Bu yüzden önlemek, düzeltmekten her zaman daha değerlidir.
Saç çizgisini kim tasarlıyor?
Greft alımını kim yapıyor?
Kanal açma kime ait?
10 yıl sonra bu saç nasıl görünecek?
Net cevap yoksa risk vardır.
En tehlikeli saç ekimleri ilk yıl kötü görünenler değildir.
İlk yıl “idare eden” ama yıllar içinde çöken sonuçlardır.
Saç ekimi;
hızlı bir kozmetik işlem değil,
ömür boyu etkisi olan tıbbi bir karardır.
Ve bu kararı doğru yapan tek şey vardır:
Uzun vadeli, doktor liderliğinde planlama.